Üye Ol / Giriş yap


Deneme

ROTA 3. DELTA

ÇETİN YİĞENOĞLU 23.09.2019

Altınrota’daki yazılarımızda rotamız Çukurova-Toroslar, yani 3. Delta oldu. Bu bilinçli bir seçimdi.

Yakında Türkiye’de turizmin en önemli rotası da 3. Delta olursa kimse şaşırmasın!

“Rota”(*) dedik ama konu turizmse eğer moda İngilizce sözcükle “destinasyon” deniliyor nedense. Demek ki bu daha sofistike oluyor ki, uzmanlar, gazeteciler bu sözcüğü dile pelesenk etmişler. Konu turizmden açıldığında destinasyonsuz tümce kurmuyorlar. Destinasyon, Türkçesi “gezilip görülecek yerler” anlamında. Turizmciler ise hemen her konuda bir destinasyon yaratma çabasında.

Bunun da tek nedeni daha çok “win win”dir (kazan kazan). Zaten bizde arkeoloji, arkeolojik kazı denilince hemen akla ne geliyor Turizm=Dolar. Biran önce turistler gelsin, çok gelsin, ceplerini boşaltsın, esnafın cebi dolsun. Turizm her şeyde, tatilde, inanç turizminde, gastronomide, sağlıkta –bile- turizm! Sağlık turizmi! Düşünebiliyor musunuz? Dalağınızı, safra kesenizi bilmem ne manzarası olan hastanelerin lüks odalarında yatarak aldırabilir, mide, ciğer, kalp ameliyatı olabilirsiniz! Sağlıkta Rota=Dolar.

İnsanoğlunun binlerce yıl önce yaşayan atalarının dünyada neler yaptığını, kendilerine ne miraslar bıraktığını öğrenmek en doğal hakkı. Bunu öğrenirken turizm olanaklarından da yararlanacak kuşkusuz. Turizmle Dolar kazanmadan önce bu konuda bilinçlenmenin gerekliliğini unutmamak koşuluyla.

Anadolu'da turizm denilince öncelikle inanç turizmi akla geliyor. İnanç turizmi denildiğinde ise ilk sırayı Efes alıyor. Bölgemizde semavi dinlerin, daha çok Hıristiyanlığın biçimlenmesi açısından bir değerlendirme yapıldığında iki kentin, Tarsus’la Antakya’nın ön sıraları aldığı görülüyor. Bu doğaldır ama  Hıristiyanlığın biçimlenmesinde özellikle “monofizit”- “diyofizit” tartışmalarının yapıldığı mekânlardan sadece Efes adı öne çıkarılırken İznik’ten, Kadıköy’den, Şanlıurfa'dan söz edilmiyor, söylenenler de pek anlamlı bulunmuyor. Yakın zamana değin Şanlıurfa gündeme geldiğinde sadece İslamcıların gönlünü hoş tutmak amacıyla biraz “peygamberler diyarı” vurgusu yapılıyordu, o kadar... Şimdi Göbeklitepe ortaya çıktı da bütün ezberler bozuldu.

İnanç turizmi denildiğinde Tarsus'ta da biçemsel açıdan Efes’tekine benzer bir maniplasyon yapılır. Bu antik kentimiz Saint Paul dolayısıyla sadece Hıristiyanlıkla ilişkilendirilir. Saint Paul evi denilen evin bile gerçekten Saint Paul’ün evi olup olmadığı bize göre kuşkuludur. Belki de başka bir frekansta yaşayan insanlar tarafından yapılmış bu eve turistik çekim odağı olsun diye Saint Paul’ün adı verilmiş gibi gelir bize. Bu savımızı onaylayacak Türkiye’de bir bilim adamının çıkacağını sanmıyoruz. Bunu beklemek kuşkusuz çok saflık olur.

Olası turistlerin olası dövizlerini çekmek için böyle ucuz senaryolar yapmak ne anlama gelir, onu bir başka tartışma konusu yapmak için bir yana bıraksak da, Tarsus’un nice varsıl külte yaptığı evsahipliği, insanoğlunun sonraki kuşaklara bıraktığı önemli izlerin neden pek anılmadığını anlamak yine de olanaksızdır. Oysa Tarsus, Hıristiyanlık filizlenmeden önce, önemli bir Musevi kentidir. Ayrıca, ünlü Pontus Kralı Mithridates'in lideri  olduğu Kilikya Korsanlarının, dolayısıyla bir dönem bütünüyle Akdeniz'in, iktidarı burun farkıyla Hıristiyanlığa kaptırmasa Roma'nın resmi dini olacak Mitraizm'in de önemli merkezlerinden biridir. Tarsus, inanç turizmiyle gündeme getirilirken Mitraizme, “Stoa” felsefesine evsahipliği yapmasına değinilmemesi (yaygın biçimde) ne denli doğrudur?

Antik çağın bir başka kült merkezi Anavarza, Tarsus'tan da şanssızdır.

Anavarza, Tarsus'la birlikte Roma kolonizasyonunun Doğu Akdeniz'deki önemli merkezlerinden biridir. Üstelik, Tarsusla kardeş kenttir. Tarihin ilk su olimpiyatlarının yapıldığı, politeist inancın egemen olduğu bir dünyada doğa tanrıların, büyü rahiplerinin, hekim rahiplerin pagan tapınaklarına damgalarını vurduğu Kuzeydoğu Kilikya kapısının en önemli antik kentlerindendir. Ama nedense Anavarza’daki dünyanın en uzun antikyolu bir an önce açılmaz? Kültür Bakanlığının da bu konuda hiç acelesi yok.

Anavarza’nın az ilerisinde Kastabala var. Kastabala… Görülesi anfitiyatrosu, Roma yolu gibi antik kalıtların yanı sıra, yıllık dinsel ritüel sırasında kızgın sac üzerinde danseden tapınak rahibeleriyle ünlü Kastabala…

Karatepe ise Kastabala'nın az ilerisinde Anavarza'ya bir saat uzaklıkta.

Şar kalıntıları bölgenin kuzey doğusunda. Şar(Tufanbeyli), Kapadokya-Sis (Kozan) hattının en bakir duraklarından biri.

Bu varsıllıkların anlamı insanoğlunun bu gezegendeki büyük serüvenine ait iki bin yıllık sıçramayı bir iki saat araya görebilmek anlamına gelir.

Toroslar'ın üç büyük doğal geçidinden biri Sertavul geçidiyse biri Gülek boğazı, öbürü  de Sis (Kozan) kapısıdır. Bu iki geçit, kuzeydeki tepe noktasında Kapadokya'nın bulunduğu sanal bir doğal üçgenin iki yan çizgisini oluşturur. Üçüncü çizgiyi Akdeniz kıyı şeridinin belirlediği bu varsayımsal üçgenin sağ köşe noktası Doğu Akdeniz'de Antakya'da yer alır.

Her yanı tarih kokan bu üçgenin tam ortasında olmalarına, hâla gizemlerini korumalarına karşın Sis, (Kozan) Karasis kaleleri, Anavarza, Şar antik yerleşimleri acaba neden görmezden gelinir? Gerekli ilgiden yoksundur?

Bu üçgenin önemli landmarklarından (*) sadece Karatepe (Kadirli), o da bir ölçüde Halet Çambel sayesinde rüştünü kanıtlamıştır.

Kapadokya-Şar-Anavarza-Karatepe-Antakya aksı dikkate alınmadan Anadolu'da bir inanç turizmi “destinasyonundan” söz etmek ne denli doğru olur? Böyle bir şey de var ama destinasyoncular bu destinasyonu da görmüyorlar.

 

Rota, neden 3. Delta?

Bölgeye neden “3. Delta” dedik? Bunun yalnızca sezgilerimizle yaptığımız isimlendirme olmadığı bugün daha iyi anlaşılıyor. Anadolu’nun birçok yerinde, özellikle “verimli hilal”in kuzeybatı yayında hemen her gün ortaya çıkarılan bulgular bu tezimizi kanıtlanıyor.  İnsanoğlunun yaşam kalıtları, kültür-sanat varlıkları aracılığıyla bıraktığı izlerden elde edilen bu yeni, o ölçüde şaşırtıcı arkeolojik veriler 3. Delta’nın ne denli eski, ne denli önemli olduğunu gösteriyor.

Buna karşın, yaygın kanı Çukurova denildiğinde daha çok Roma, biraz Helenistik, daha az Kalkolitik çağ dönemiyle ilgili arkeolojik kalıtlarla sınırlı görülüyor nedense. Kanıt olarak da çok çok Karatepe, Karasis, Anavarza, Tarsus gösteriliyor. Ama son yıllarda öyle gelişmeler oldu ki kanıksanmış ezberler bozuldu. “İnanç turizmi” açısından çok önemli olan Tatarlı höyük bunlardan biri. Bir “inanç destinasyonu” olarak değerlendirilmemesi düşündürücü. Bunun nedenleri üzerinde şimdilik pek durmayan Kazı Başkanı Doç. Dr. Serdar Girginer Tatarlı’da yakında neolitik çağ kazısına da başlayacaklarını muştuladı. Ardından mezolitik, paleolitik çağ kazıları gelirse kimse şaşırmasın!

Bunlar bir şey değil, duyulduğunda/açıklandığında insanoğlunu coşturacak öyle bulgular var ki, belki de tarih 3. Delta eksenli biçimde yeniden yazılacak. Bilirsiniz, Anadolu (Anatolien) güneşin (uygarlığın) doğduğu yer anlamındadır. Tarımın izini süren arkeologlar tohumun, dolayısıyla kültürün serüvenini araştırırken verimli hilalin topraklarımızdaki bölümünden (Kuzeybatısı) nasıl Trakya’ya, oradan da Avrupa’ya, dünyanın öbür bölgelerine yayıldığını belgeleriyle kanıtladılar.

Bilim insanlarının uzun süredir bildiği Göbeklitepe gerçekliği Anadolu’nun üst paleolitik çağdan itibaren irdelenmesi gerçeğini gündeme getirdi. Şimdi gündemde daha büyük şaşkınlıklara yol açacak bulgular var… Bunlardan biri yine Şanlıurfa’da Karahan bölgesinde Göbeklitepe’de bulunan T biçimindeki yontulardan 250 kadar saptanmış olması. Yakında yetkililer tarafından açıklanacak bu yeni “Göbeklitepe bölgesi” de 10-12 bin yıl öncesine ait ezber bozan bir başka arkeolojik bulgu/keşif.

Bir başka bulgu/keşif de Torosların bu yüzünde ortapaleolitik çağın başlangıcına (40 bin yıl öncesi) tarihlenen bir vadinin bulunması oldu. İnanılmaz güzellikteki kanyonuyla insanoğlunun 40 bin yıl önce yaptığı, yörede hâlâ bulunan doğal boyalarla boyadığı rölyef türü eserler seyrederken insanın soluğunu kesecek nitelikte.

Bilinçsiz insanların zarar vermemesi için şimdilik adı gizli tutulan bu doğal cennetin de gerekli önlemler alındıktan sonra yakında kamuoyuna açıklanması bekleniyor.

Bu yeni bulgularla turizmin rotası daha çok 3. Delta’ya doğrulmaz mı dersiniz?

 

…………….

(*) “Rota”nın da İngilizce olduğunun bilincindeyiz.

(**) Landmark, “Uzaktan görülebilen, işaret, sınar taşı;kentbilimde kentin nirengi noktaları, belli başlı yerleri

(Fotoğraflar; S.Haluk Uygur)

 

162
Yorum yap


ÇETİN YİĞENOĞLU
Diğer yazıları
KALEMİN ROTASI 05.10.2018 tarihinde yayınlandı ve 935 kez okundu.
TOROSLAR, ÇUKUROVA DÜNYANIN MERKEZİ-1 (VERİMLİ HİLAL VE ÜÇÜNCÜ DELTA) 22.01.2019 tarihinde yayınlandı ve 1022 kez okundu.
TOROSLAR, ÇUKUROVA DÜNYANIN MERKEZİ-2 02.04.2019 tarihinde yayınlandı ve 961 kez okundu.
TOROSLAR, ÇUKUROVA DÜNYANIN MERKEZI-3; DÜŞSEL SAVIN İZİNDE 25.06.2019 tarihinde yayınlandı ve 620 kez okundu.