ANTİK ÇAĞ YAZARI STRABON’UN İZİNDE ÇUKUROVA’DA SEYAHAT
11.01.2019Çukurova’da Evvel Zaman Seyyahları yazı dizisinin ikincisi, Strabon’dur. Strabon, milattan önce 64 ile milattan sonra 24 yılları arasında yaşamış; coğrafyacı, tarihçi, aynı zamanda yazar’dır. Amasyalı olan Strabon’un, Geographika (coğrafya) adlı eseri dilimize, Prof. Dr. Adnan Pekman tarafından çevrilmiştir. Toplam 17 bölümden, daha doğrusu 17 ciltten oluşan yapıtın 7-9. ciltleri, Antik Anadolu Coğrafyası adıyla, Arkeoloji ve Sanat Yayınları’nca basılmıştır.
Bu kitabın, coğrafyadan daha fazlasını içerdiği, hatta Hristiyanlık döneminin ansiklopedik bilgileri olduğu görüşü azımsanmayacak kadar güçlüdür. Bir coğrafya felsefesi diyenler elbette az değildir.
Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının önemli sayılabilecek coğrafi alanlarını kapsayan eserin, yazı başlığına denk düşen yanıyla bizim için değeri, Alanya’dan Limonlu Irmağı’nın batısında kalan bölgeye yani Dağlık Kilikya’ya, Taşeli ya da Antalya Ovası’na kadar inmesidir. Bir diğer önemi ise, Limonlu’dan İskenderun Körfezi’ne kadar olan bölgeye, yani Ovalık Kilikya’ya uzanması, başka bir ifadeyle, bu gün Çukurova diye tanımladığımız alanı kapsamasıdır.
Strabon, Alanya’dan Mersin’e (Soloi Pompeipolis=Viranşehir) kadar olan bölgeye Dağlık Kilikya, Mersin’den İskenderun Körfezi’ne kadar olan alanı ise Ovalık Kilikya diye adlandırılır. Antik Çağda Kilikya adıyla tanımlanan Çukurova, gerçek anlamda Gülek Boğazı ile Anadolu’ya geçişin kapısını aralar. Bu nedenle tüm zamanların en ünlü geçidi Gülek’tir.
Gelelim Çukurova’ya…Çukurova, Strabon’un eserinde, beklenilen ölçüde coğrafi nitelemelere yer vermese de, düşün hayatına ve tarihsel yapılara kısmen de olsa değinir. Tarsus ve Ceyhan Nehri’ne yer veren Strabon, Seyhan’dan hiç söz etmez. Tarsus ile Seyhan Nehri’nin birlikte aktığı elbette düşünülebilir. Antik yerleşim yerleri olarak; Soloi (Mersin yakınlarında), Ovalık Kilikya’nın yani Çukurova’nın başlangıç yeridir. Kynda Kalesi, Tarsus Çayı, Tarsus, Mallos (Karataş yakınında), Ayas (yani Yumurtalık), İsos (İskenderun yakınları), Deliçay Irmağı, Gümüş Oluk ile Arsus ekseni, Ovalık Çukurova’yı tamamlar.
Strabon, bu eksen üzerindeki yerleri, kendine özgü tanımlama ve göndermelerle anlatır. Anlatım, kimi zaman geçmişi de içine alacak biçimde tarihsel bir sunuma dönüşür. Tarihi bilgiler kadar, döneme dair bilgi ve mizahi ögeleri de sıralar. Özellikle Tarsus’la ilgili kültürel, sanatsal, edebi ve düşünsel ortamı anlamamızı sağlayan bilgileri aktarır. Her tarafı ormanlık, yüksek ve dik kayalıklarla çevrilmiş olan Tarsus, felsefe ve hitabet okullarıyla ünlü bir kent olmayı başarmıştır. Çok güzel havuzları, hamamları ve eşsiz kütüphanesi vardır. Şehrin içinden kristal berraklığında ve mavi yeşil tonda bir nehir akmaktadır. Üzüm bağları ve şaraphaneleriyle ünlü Tarsus, gösterişe ve şaşaaya düşkün bir hayatı temsil etmektedir.
Roma İmparatoru Jul Sezar’ın hizmetine girerek dönemin üç önemli devlet adamından birisi olan Marcus Antonius, Anadolu’nun en seçkin kenti Efes’ten Tarsus’a gelir. Tarsus’ta, kölelere özgürlük, halka vergiden muafiyet ve özgür kentler statüsü ile şaşalı günler başlamıştır. Marcus Antonius, Tarsus halkına, gymnasion görevlisi atama konusunda söz verir.
Strabon, gymnasion konusunu ayrıntılı biçimde anlatır. Görevli ataması yapılacak olduğuna göre Tarsus’ta bir gymnasion vardır, demektir. Gymnasion; Yunan ve Roma kentlerinde; gençlerin bedensel ve zihinsel eğitimlerini gördükleri yapı’dır. İçinde sportif etkinlikler ile tiyatro salonlarının da olduğu gymnasion, Roma kentlerinde bir akademi görevi üstlenmiştir. Her türlü sportif etkinliklerin yapıldığı bu merkezlerde, halka açık gösteriler ve olimpiyatlar için eğitilen gençlere, bol miktarda zeytinyağı verilirdi.
Tarsus yönetimini elinde bulunduran Marcus Antonius, işte bu görev için Boethos’u atar. Boethos, bilinen adıyla Boethius, her konuda kesintisiz konuşabilme yeteneği ile nam salmış bir şair, filozoftur. ‘‘ Fakat bir gymnasiarkhes yerine, göreve Boethos’ u atadı ve harcamaları ona emanet etti. Fakat o, diğer şeylerle birlikte zeytinyağını da gizlice alıyordu. Antonius önünde, suçlayanları tarafından suçluluğu saptanınca, Antonius’un gazabı karşısında sarf ettiği birçok söz arasında “Tıpkı Homeros’un Akhileus’u Agamemnon ve Odyseus’u ilahilerle övdüğü gibi, ben de seni övdüm. Bu nedenle senin önüne iftira türünden bir suçlamayla getirilmiş olmam haksızlıktır” diye yalvarıp yakardı. Fakat suçlayıcı, raporu eline alarak “Evet ama Homeros, ne Agamemnon’un ne de Akhileus’un yağını çaldı. Sen ise bu işi yaptın ve bu nedenle cezalandırılacaksın” dedi. Fakat Boethos nazik iltifatlarla Antonius’un gazabını yatıştırdı ve eskisinden daha az olmak üzere, Antonius yenilinceye kadar kenti soymayı sürdürdü. Kenti bu kötü halde bulan Athenodoros, bir süre hem Boethos hem de yandaşlarına bir gerileme olmayınca, Ceasar tarafından kendisine verilmiş olan yetkiyi kullanarak, onları sürgün cezasına çarptırdı ve sürdürdü. (1)
Daha sonrası için, belirsiz bir tarihe ait masal filozofu olarak nitelenen Boethius’un hazin sonu elbette ölümdür. Strabon, Dağlık Kilikya ile Ovalık Kilikya yolculuğunda daha nice konuları anlatır. Ancak bundan yaklaşık 2000 yıl önce gerçekleşen bir serüveni tamamıyla anlatmak bu yazının konusu değildir. Gerisi meraklılarına kaldı, bizden bu kadar.
Kaynakça:
(1)Strabon (M.Ö. 64-M.S. 23): Antik Anadolu Coğrafyası.- İstanbul : Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2012.- 384 s, 264-265. sayfalar.
Yorum yap